Kazıların Tarihçesi

 Hetty Goldman, Kazı Başkanı  Goldman dönemi höyük planı, kazıların yoğunlaştığı A ve B bölgeleri

Tarsus-Gözlükule höyüğünün kesintisiz dokuz bin yıllık süreyle yerleşim alanı olarak kullanılmasının yanı sıra, kazıların ve höyükte çalışan arkeologların hikayeleri de höyüğün tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Kullanılan gelişmiş kazı tekniklerinden ve kazı sonuçlarının yayınlandığı eserlerin hala bölgesel ve dönemsel olarak örnek teşkil etmelerinden dolayı Gözlükule projesi Anadolu arkeolojisinde önemli bir yere sahiptir. Bunların yanı sıra, çoğunluğunu kadın arkeologların oluşturduğu kazı ekibi (ki bu pek de alışılagelmemiştir) ilerleyen zamanlarda prehistorya araştırmalarına önderlik etmiş, ve Doğu Akdeniz arkeolojisine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Ekip, finansal sıkıntılar, arkeolog kadınlara karşı o dönemdeki yaklaşım, 2. Dünya Savaşı’nın yaklaşması ve başlaması gibi karşılaştıkları ve göğüs gerdikleri zorluklarla gelecek kuşaklara hayranlık ve saygı duyacakları bir miras bıraktılar.

Hetty Goldman başkanlığında 1930’lu yıllarda Çukurova’da çalışmalarına başlayan Amerikalı ekibin amacı Hititler’in bölgedeki nüfuzunu anlamak ve Hitit yazılı kaynaklarında bahsi geçen Ahhiyawalılar’ın Ege’deki Miken medeniyetiyle (Akalar) olan muhtemel ilintisini araştırmaktı. Ekip çalışmalarına bölgede yüzey araştırması yaparak başlamıştır. Bu esnada Tarsus’a gelen ekip üyeleri Gözlükule höyüğünü de araştırma kapsamı içinde değerlendirmeye alıp höyükte test açmaları başlatmışlardır. Burada Hitit seramiğinin yanısıra Kuzeydoğu Akdeniz ve Ege bölgesindeki diğer yerleşimler ile ilişkilerin varlığına işaret eden buluntulara rastlamışlardır. Test açmalarından elde edilen veriler ışığında, Bryn Mawr College, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü (AIA) ve Harvard Fogg Müzesi himayesinde ekip höyükte 1935 yılında kazı çalışmalarına başlamıştır.

Kazılara A ve B bölgesi olarak adlandırılan iki alanda yoğunlaşılmıştır. Höyüğün en yüksek noktasında bulunan A bölgesinde Hittit dönemine tarihlenen anıtsal bir idari bina kısmen açığa çıkarılmıştır. Bu binada Hitit dönemine ait zengin bir seramik repartuvarı ve çok sayıda Hitit hiyeroglifli damga mühür izleri taşıyan bullalar bulunmuştur.

1936 senesinde kazılar büyüyen bir ekiple devam etmiştir. Kazılarda kil tablet üzerine kayıt edilen Hitit toprak bağış belgesinin ve aralarında Kral III. Hattushili’nin eşi Kraliçe Puduhepa’ya ait bir mührün izin taşıyan bir örneğin de olduğu sayısız bullanın bulunması, Hititler’in bölgedeki politik ve kültürel etkisinin göstergesi oldu.

1937 senesinde ekip yeni bir kazı sezonuna başladı. Hititler’in Tarsus’taki nüfuzu ve yerleşimin içinde olduğu ticari ilişkilere değinirken Hetty Goldman, Tarsus’un Çukurova’da “Hititler’in önemli bir güç merkezi” olduğunu belirtmiştir.

Ödenek sıkıntıları ve Avrupa’da başgösteren sisyasi dalgalanmalara rağmen kazılar 1938 senesinde devam etti. Ailevi bir sebepten dolayı Amerika’ya dönmesi gereken Goldman’ın yokluğunda kazı deneyimli ekip üyeleri vekilliğinde yürütüldü.

Kazılara savaş yıllarında ara verilse de Goldman kazıları tamamlamak ve ortaya çıkarılan malzemenin bir bütün halinde çalışılabilmesi için Tarsus’a geri gitmeyi planlıyordu; bu hislerini “Tarsus kazıları Anadolu’nun bu bölgesinde öncü niteliktedir, ve başka bir proje ile iştigal etmeden önce burdaki kazıları tamamlamanın görevim olduğunu düşünüyorum,” diyerek dile getirmiştir.

1947 yılında Goldman yeni ekip üyeleri ile Tarsus’a döndü. Bu dönemki kazılarda höyükte en uzun ve korunan tabakalanmanın olduğu Erken Tunç katmanları incelenmiştir.

1948 yılında Goldman’ın rahatsızlığından ötürü kazılara Goell başkan vekilliği etmiştir, höyükte Erken Tunç I, Kalkolitik ve Neolitik dönemi seviyelerinde kazılar devam etmiştir. 1948 sezonu ile beraber kazılar son bulmuştur. Buluntular ve toplanan veriler üzerine araştırmalar yürütülmeye devam edilmiştir; kazı sonuçları 1950’lerde üç cilt olarak Princeton Üniversitesi Matbaası tarafından basılmıştır. Bu yayınlar günümüzde Anadolu arkeolojisinin temel taşlarını oluşturmaya devam etmektedir.